====== Muvazene Unsuru Olmak ====== * Dünyadaki güç dengeleri içinde aktif bir aktör olarak umumî [[baris|sulhun]] tesisi ve idamesi adına muteber ve adil bir rol oynamak. * “... biz hâlâ, Müslim’de zikredilen bir [[hadis|hadis]]-i şerife((Müslim, Fiten, 19; Ebû Dâvût, Fiten, 1; Tirmizî, Fiten, 14; Ahmed b. Hanbel, //El-Müsned//, 4/123, 5/278.)) dayanarak diyoruz ki: İslâm’ın sesi bir gün mutlaka bütün dünyada duyulacak ve ona karşı her [[vicdan|vicdanda]] saygı hisleri hâsıl olacaktır. Şimdi eğer dabbetülarz çıkmışsa; bu bizim ümidimize indirilmiş büyük darbedir. Çünkü dabbetül arz diyor ki bundan sonra yakîn, bundan sonra [[iman|iman]] yok; bundan sonra sukut, bundan sonra gerileme var. Oysaki biz, [[islam|İslâm]]’ın, afâk-ı âlemde şehbâl açacağına ve dünya **muvazenesinde** yeniden ağırlık kazanacağına inanıyoruz. Bugün burada gördüğümüz insanlar gibi, dünyanın dört bir bucağında da Müslümanlar, soluk soluğa Hazreti Muhammed’i (sallallâhu aleyhi ve sellem) arayacak ve O’nunla bir kere daha buluşacaklardır.” ((M. Fethullah Gülen, //Asrın Getirdiği Tereddütler-2//, İstanbul: Nil Yayınları, 2011, s. 69.)) * “... inanıyoruz ki, bir gün dünya **muvazenesinde** bir değişiklik olacak. Orta kuşağın inci mercan dünyası Türkiye ve Mısır gibi ülkeler, Orta Asya’daki Türkî milletler derlenip toparlanacak. Bu mübarek coğrafya, şahsiyetli ve yaşatma zevkiyle yaşama arzularından sıyrılabilmiş, tertemiz ve hasbî ruhlar sayesinde yeniden dünya **muvazenesindeki** yerini alacak... İşte o zaman cihanın doğusu da, batısı da bizi dinleyecektir.”((A.g.e. s. 87.)) * “Yakın bir gelecekte, yepyeni esaslara dayalı ve aynı zamanda [[dunya|dünyaya]] da açık, engin bir düşünce çağının başlatılmasında önemli bir adım sayılan bu çizgideki her faaliyet, bizi birkaç adım daha devletler **muvazenesindeki** yerimize yaklaştıracaktır. Elverir ki biz, bir yandan dil ve düşünce arasındaki münasebetleri koruyup kollarken, diğer yandan da bugünü, dün ve yarın hesabına kusursuz bir şekilde değerlendirelim; ne, ‘Her eski eskimiştir.’ mülâhazasıyla atalım, ne de bütün bütün geçmişe yönelerek her yeniye karşı kapılarımızı kapatalım.”((M. Fethullah Gülen, //Beyan//, İstanbul: Nil Yayınları, 2011, s. 40.)) * “Yeryüzü **muvazenesinin** tamamen bozulduğu, içtimaî coğrafyanın sürprizlere hâmile bulunduğu şu günlerde, ‘tabakât-ı beşer’ çapında sözünü geçirebilecek bir yüce devlete ve âlî bir millete, ne kadar muhtaç olduğumuz her türlü izahtan vârestedir. * Şarktan garba şenâetlerin işlendiği, mazlumun hor görülüp zalimin alkışlandığı; süper devletlerin kendi çıkarları hesabına, yeryüzünü anarşiye devir teslim edip, kargaşa ve hercümerci körükledikleri bir dönemde, **muvazene unsuru olabilecek** bir milleti, kendi elimizle bitirip tüketmiş olmanın hasretini bir kere daha çektik... Gerçi bu millet hiçbir zaman bütün bütün yok olmadı. Eğer arızalı görülüyorsa ihya edilmeli ve ihya edilmelidir de... Yoksa arenalardaki kanlı kavgalara benzer hâlihazırdaki bu durumun, daha ciddî ve daha endişe verici korkunç şeylere inkılap etme ihtimali vardır. * Bu ise, sadece **muvazene unsuru olabilecek** bir milletin yok olmasıyla kalmayacak; belki içtimaî coğrafyada birbirini takip eden ciddî değişikliklere de sebebiyet verecektir.”((M. Fethullah Gülen, //Çağ ve Nesil (Çağ ve Nesil-1)//, İstanbul: Nil Yayınları, 2011, s. 100.)) * “Bugüne kadar bin türlü ölüm-kalım mücadelesiyle varlığını devam ettiren ve bundan sonraki mevcudiyetinin de, içtimaî coğrafya adına büyük ehemmiyeti bulunan bu millet hem kendi hem İslam dünyası hem de devletler arası **muvazene** için mutlaka kurtarılmalı ve tarihin kendinden beklediği yüce vazifeyi eda edecek imkânlara kavuşturulmalıdır.”((A.g.e. s. 104.)) * “Son zamanlarda, yurdumuzun her köşesinde kendisini hissettiren samimî gayretler, dünyaları aydınlatacak bir ışık kaynağının meydana gelmeye başladığını göstermektedir. Millî değerlerimizin tali’li hizmetçileri, kendilerine düşen vazifede kusur etmez, tarihî rollerini güzelce oynayabilirlerse, milletimiz, yurdumuz, sıçrayıp dünya **muvazenesindeki** yerini alacak ve bugünü değerlendirenler gelecek nesillerce bir ‘yâd-ı cemil’ olarak kalıp gidecektir.”((M. Fethullah Gülen, //Buhranlar Anaforunda İnsan (Çağ ve Nesil-2)//, İstanbul: Nil Yayınları, 2011, s. 108.)) * “Eğer mazideki şerefli yerimizin yeniden kazanılması, ihtişam dönemimizin bir kere daha yaşanması ve milletler arası işlerde, **muvazene unsuru olmamız** arzu ediliyorsa; evvelâ; zamana hâkim olmanın yolları araştırılmalı, bu ilâhî sermayenin zerresi dahi heder edilmemeli ve onu, en iyi şekilde değerlendirme usûl ve metodu nesillere öğretilmelidir.”((A.g.e. s. 138.)) * “Şayet günümüzün Müslümanları [[kuran|Kur’ân]] çizgisinde ve ilk Müslümanlar safvetinde hareket edebilselerdi, –ki bugün o istikamette ciddî gelişmelerin olduğu söylenebilir– bir hamlede sıçrayıp devletler **muvazenesindeki** yerlerini alacak ve taklit vadilerinde başkalarının türküleriyle teselli olmaktan kurtulacaklardı.”((M. Fethullah Gülen, //Zamanın Altın Dilimi (Çağ ve Nesil-4)//, İstanbul: Nil Yayınları, 2011, s. 95.)) * “Bütün bu menfi hususlara rağmen, insanımız hâlâ her yönüyle canlı, geleceğe açık, ne olduğunun ve ne olmak istediğinin [[suur|şuurunda]], mükellefiyetlerini yerine getirmeye kararlı ve baştakilerin hazırlayacağı imkânları beklemektedir. Öyle inanıyoruz ki, şayet bir muhalif rüzgâr esmezse, milletimiz, tarihî tekerrürlerle açılan yollarda devletler **muvazenesindeki** o muhteşem yerini bir kere daha alacaktır ve Hakk’ın inayetiyle bunu önlemeye de kimsenin gücü yetmeyecektir.”((A.g.e. s. 134.)) * “Mekteplerimizde, düşünce dünyamıza göre, güzel bir müfredat programı, sağlam bir terbiye sistemi, inançlı, [[fedakarlik|fedakâr]], malumatlı ve [[hamiyet|hamiyetli]] bir muallimler ordusu.. evet bütün bunlar; öyle harika bir kuvvettir ki, bu mübarek kuvveti elinde bulunduran bir millet, değil sadece Avrupa ve Amerika ile hesaplaşması mevsimi gelince bütün [[dunya|dünyayı]] bile dize getirebilir ve dünya **muvazenesindeki** eski yerini istirdat edebilir. ‘İstirdat edebilir’ diyorum; çünkü asırlar ve asırlar boyu bu şerefli vazife, hep onun uhdesinde kalmıştı.”((A.g.e. s. 167.)) * “... bilhassa bizim insanımız, tarihin bize tahmil ettiği en şanlı vazifeleri, en şerefli bir surette ifa edebilmek için daima zirveleri kollama, kendi dünyasında bayraktarlığı kimseye bırakmama, devletler arası **muvazene** ve dünya dengesinde, tarihî yerimizi istirdat edecek seviyede ve sorumluluk şuuruyla hareket etme mecburiyetindedir.”((M. Fethullah Gülen, //Günler Baharı Soluklarken (Çağ ve Nesil-5)//, İstanbul: Nil Yayınları, 2011, s. 49–50.)) * “Cidal ve kavgayı bir hayat düsturu olarak seçen sistemler, insanlara yer yer sulh ve sükûnu vaad etmiş olmalarına rağmen, hiçbir zaman vaad ettikleri şeyi pratiğe dökememişlerdir. Aksine insanlar kendilerini hep bir kavga ve kaos ortamında bulmuş ve bunun vermiş olduğu stres ile hep ızdırapla inlemişlerdir. Hatta [[dunya|dünyanın]] şu anda içinde bulunduğu duruma, bu sistemlerin sebebiyet verdiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. * [[islam|İslâm]] ise, her zaman ve her yerde bir **muvazene unsuru olarak** imdada yetişmiş ve kendine ait esasları birer evrensel mesaj hâlinde insanlığa sunmuştur; sunmuş ve onu eşsiz bir disiplinler mecmuası olarak kabul edip hayatlarına uygulayanlar için de daima kurtarıcı bir rol üstlenmiştir.”((M. Fethullah Gülen, //Enginliğiyle Bizim Dünyamız: İktisadî Mülâhazalar//, İstanbul: Nil Yayınları, 2011, s. 267–268.)) * “[[baris|Barışın]] Temini: Bir tahmin değil, kanaat-ı kat’iye olarak diyorum ki, ilerde fikirler çarpışacak, farklı anlayış ve telakkiler birbirleriyle çekişecek duruma düşecek ve işte o zaman ancak **muvazene unsuru olan** sağduyu ve akl-ı selim sahibi bir topluluk, aradaki hatt-ı muvâsala yı temin edecektir. O topluluk olmak ne büyük bahtiyarlık! O hâlde, her bir şahıs bu vazifeye talip ve hazır olmalıdır.”((M. Fethullah Gülen, //Fasıldan Fasıla-1//, İstanbul: Nil Yayınları, 2008, s. 144.)) * “[[allah|Allah]] (celle celâluhu), küçük insanlara büyük hizmetler gördürmek suretiyle Kendi büyüklüğünü ortaya koymaktadır. Şayet konumları bu olan arkadaşlarımız, niyet duruluğu ve [[kalb|kalb]] safvetini hep bu şekilde muhafaza eder, her zaman [[allah|Allah]]’ın (azze ve celle) büyüklüğü karşısında kendi küçüklüklerinin farkında olurlarsa, öyle inanıyoruz ki, Cenâb-ı Hak da büyüklüğünü göstermeye devam edecek, bizim insanımıza bir kez daha yeryüzünde **muvazene unsuru olma** lütfunu bahşedecektir.”((M. Fethullah Gülen, //Cemre Beklentisi (Kırık Testi-10)//, İstanbul: Nil Yayınları, 2011, s. 153.)) * “[[temkin|Temkin]] kelimesi farklı kipleriyle [[kuran|Kur’ân]]-ı Kerim’in değişik [[ayet|âyet]]-i kerimelerinde geçmektedir. Meselâ Kehf sûre-i celîlesinde, doğu ve batıya seyahat eden, sonra Çin Seddi’ne veya Ye’cüc ve Me’cüc’ün bulunduğu yere ulaşan Zülkarneyn için şöyle buyruluyor: إِنَّا مَكَّنَّا لَهُ فِي الْأَرْضِ وَاٰتَيْنَاهُ مِنْ كُلِّ شَيْءٍ سَبَبًا ‘Biz dünyada ona mükne verdik ve ihtiyaç duyduğu her konuda sebep ve vasıtalar ihsan ettik.’ (Kehf, 18/84). Âyette geçen ‘mükne verdik’ mazmununu, Zülkarneyn’e ayağını yere sağlam basacağı ve sözünü dinletebileceği bir imkân, güç ve hâkimiyet bahşedilmesi şeklinde anlayabileceğimiz gibi; devletler **muvazenesinde** ona muvazene unsuru olma konumunun verilmesi şeklinde de anlayabiliriz.”((M. Fethullah Gülen, //Yaşatma İdeali (Kırık Testi-11)//, İstanbul: Nil Yayınları, 2012, s. 54.)) * “Cenâb-ı Hakk’ın emri, tavzifi ve mesajıyla Resûl-i Ekrem Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) yeryüzünde **muvazene unsuru olacak** bir sistem kurması ve kurduğu bu sistemle insanların ferdî, ailevî, iktisadî, idarî... bütün ihtiyaçlarını karşılaması O’nun zâhirî saltanatının bir tezahürüdür. Bir de bu zâhirî saltanatın üzerine kurulduğu mânevî asıl ve derinlikler vardır ki, Cenâb-ı Hak, makam-ı cem’in sahibi bulunan Hazreti Ruh-u Seyyidi’l-Enâm’ı (aleyhi elfü elfi salâtin ve selâm) işte böyle bir donanımla dünyaya göndermiştir; göndermiş ve O’nun eliyle, insanların hayalleriyle bile ulaşamayacakları, ütopyalarda aranan bir sistemi yeryüzünde vaz’ etmiştir.”((M. Fethullah Gülen, //Yenilenme Cehdi (Kırık Testi-12)//, İstanbul: Nil Yayınları, 2013, s. 117.)) * “... kendimize bir yönüyle zayi olmuş nesiller nazarıyla bakabiliriz. Zira kendi çağımızın [[idrak|idrak]] ufkuna göre yetiştirilmediğimizden, geleceğin emanetçileri olma vasfını kazanamadık, dümende olamadık. Dolayısıyla da bize hep kürek çektirdiler. Sosyolojik olarak meseleye bakıldığında, siz, devletler **muvazenesinde** ya dümende olursunuz ya da kürek mahkûmu olarak yaşarsınız. Ortası yoktur bu meselenin. Evet, hâkim değilseniz, mahkûm olarak hayatınızı sürdürmek zorunda kalırsınız. Farklı bir ifadeyle söyleyecek olursak, siz ya yeryüzünde **muvazene unsuru olursunuz** ya da başkalarının çizdiği sınırlar içinde hayatınızı sürdürürsünüz. **Muvazeneyi** belirleyen siz olursanız, belirleyici olursunuz; aksi hâlde ise ‘belirlenen’ damgasını yersiniz. Belirlenmek ise esaret demektir; yani boynu tasmalı, ayağı prangalı bir köle durumuna düşmek demektir. Esasında bu hâlin, Afrika’da derdest edilip Batı’ya götürülen kölelerin hâlinden bir farkı yoktur. Maalesef birkaç asırdan beri biz Müslümanların hâli işte budur.”((M. Fethullah Gülen, //Buhranlı Günler ve Ümit Atlasımız (Kırık Testi-14)//, İstanbul: Nil Yayınları, 2015, s. 73.)) * “... [[ayet|âyet]]((“Allah, sizden iman edip salih amel yapanlara kat’i vaad buyuruyor ki; onlardan öncekilerini yeryüzünde hükümran kıldığı gibi, onları da hükümran kılacak ve onlar için seçip beğendiği dinlerini yaşama güç ve kuvveti vererek, yaşadıkları korkularının ardından kendilerini (tam) bir güvene erdirecektir. Öyle ki artık onlar hep Bana kulluk eder ve Bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar.” (Nûr, 24/55.))) açık olarak mü’minlere [[yeryuzu_mirascilari|yeryüzü mirasçıları]] olduklarını vaadetmektedir. Ancak burada vaadedilen hükümranlığın sadece maddî bir hükümranlık, saltanat ya da insanları halâik gibi kullanan kuru bir hakimiyet şeklinde değerlendirilmesi de kat’iyen doğru değildir. Nasıl olabilir ki, [[ayet|âyette]] vaadedilen bu hükümranlığın, herkesin huzur ve [[saadet|saadetini]] teminat altına alıp garanti etmesi, Müslümanların sair millet ve devletler arasında hakem durumuna gelmesi, bu suretle yeryüzünde [[baris|sulh]] ve sükûnu yerleştirmesi, huzursuzluk ve anarşi çıkaran yığınların hizaya getirilmesi, âsilerin ikaz ve tedip edilmesiyle insan mutluluğunu ihlal edecek her şeyin ortadan kaldırılması gibi mesuliyetli ve sorumluluğu oldukça yüksek bir **muvazene unsuru olma** hususuna vurguda bulunulmaktadır.”((M. Fethullah Gülen, //Kur’ân’ın Altın İkliminde//, İstanbul: Nil Yayınları, 2010, s. 376–377.)) ===== Ayrıca Bakınız ===== * [[yeryuzu_mirascilari|Yeryüzü Mirasçıları]] ===== Dipnotlar =====