Kullanıcı Aletleri

Site Aletleri


hac

Hac

  • Hac, kasdetme ve yönelme mânâlarına gelir. Ancak onu, mutlak kasd ve mücerret yöneliş mânâlarına hamletmek de doğru değildir. Hac, hususî bir zaman diliminde, hususî bir kısım yerleri, yine bir kısım hususî usullerle ziyaret etmeye denir ki; senenin belli günlerinde, hac niyetiyle ihrama girip, Arafat’ta vakfede bulunmak ve Kâbe’yi tavaf etmekten ibaret sayılmıştır.
  • İhram haccın şartı, vakfe ve tavaf ise onun rükünleridir. Her sene, dünyanın dört bir yanından yüz binlerce insan, Beytullah’a teveccüh edip, mübarek bir zaman dilimi içinde, Sahib-i Şeriat tarafından belirlenmiş bazı mekânları.. hususî bir kısım usullerle ziyaret eder.. vazifelerini yerine getirir ve günahlarından arınırlar –ki böyle bir vazife “Ona varmaya gücü yeten kimsenin Kâbe ’yi tavaf etmesi Allah’ın insanlar üzerindeki hakkıdır.” (Âl-i İmrân, 3/97)– fermanıyla, İslâm’ın beş esasından biri olarak gücü yeten herkese farz kılınmıştır.
  • Hac, Müslümanlar arasında içtimaî birliği tesis ve tecelli ettiren öyle büyük ve öyle şümullü bir İslâm şiarıdır ki, onun enginlik ve vüs’atini, küre-i arz üzerinde bir başka mekân ve bir başka cemaatte bulup göstermek mümkün değildir. Kâbe, o derin mânâ ve kudsiyetiyle, ta Hz. Âdem ve onun yaratılışından önceki zamanlara gidip dayanan.. ve daha sonra Hz. İbrahim’le bilmem kaçıncı kez ortaya çıkarılıp îmar edilen, millet-i İbrahimiye ile irtibatlı, Hakikat-ı Ahmediye’nin amânın bağrında eşi, Nûr-u Muhammedî aleyhisselâmın dölyatağı ve bütün semavî dinlerin kıblegâhı, eşsiz öyle bir tevhid ocağıdır ki, bu hususiyetleriyle ona denk, Allah evi denebilecek ikinci bir bina yoktur.”1)
  • Hac yolcusu, evinden ayrıldığı andan itibaren, yol boyu, nefis ve enaniyeti hesabına iplik iplik çözülür; kalbî ve ruhî hayatı adına da bir dantela gibi ibrişim ibrişim örülür. Evet, insan bu ışıktan yolculuğunda en eski fakat eskimeyen, en ezelî ama taptaze gerçeklerle tanışır ve hâlleşir.. ve hiçbir zaman unutamayacağı edalara ulaşır. Hele, yapılan işin şuurunda olanlar için bu arzî fakat semavî yolculuk, ihtiva ettiği vâridât ve hatıralarla daha bir derinleşir ve ebediyet gamzetmeye başlar.. başlar ve güya semanın renkleri, hacıların sesleri gelir hülyalarımıza dolar, ruhlarımızı sarar ve ömür boyu gönül gözlerimizde tüllenir durur.”2)
  • “Hususiyle hac esnasında hemen her yerin umumî lisanı ve umumî şivesi olan tekbirler ve telbiyelerle en gizli düşüncelerimizi, en muhterem kanaatlerimizi en yüksek bir âvâz ile ilan ederek ve en mahrem hislerimizi en yakıcı nağmelerle dile getirerek âdeta bir mahşer provası yaparız.”3)
  • “İnsan oruç tutarken, zekât verirken, hatta hac vazifesini eda ederken dahi tahakkuk ettiremediği miracını namazda gerçekleştirir.”4)
  • “İnsanlığın yaratılışından gaye, insan-ı kâmil olmaktır. ‘Ben insanları ve cinleri ancak Bana ibadet etsinler diye yarattım.’ (Zâriyât, 51/56) âyet-i kerimesinde, yaratılışın esas gayesi anlatılırken ‘ibadet’ kelimesinin kullanılması mânidardır. İbadet deyince bizim ilk aklımıza gelen namaz, oruç, zekât, hac nevinden yaptığımız ameller olur. Oysa kelimenin iştikakından istifadeyle yapılacak bir tahkikle meseleye daha farklı yaklaşıldığında görülür ki, ibadet, Allah yolunda duyulan, hissedilen, yaşanan ve yapılan şeylerin insan hayatı ve insan tabiatıyla bütünleşmesi ve yaşanan bu yolun şehrah hâline gelmesi demektir.”5)
  • “… hac ibadeti, Müslümanlar arasında yapılan yıllık bir kongre ve bir kurultay niteliğini taşır. Bu kongrede, eda edilmesi gerekli ibadetlerin yanında, gözetilmesi gerekli olan meseleler gözetilemediğinden, yeryüzünde tam bir İslâmî heyetin oluştuğu söylenemez; söylenemez çünkü hac farîzası için dünyanın değişik yerlerinden gelen insanlar, Arafat’ta, Müzdelife’de, Mina’da bir araya gelip vazifelerini yaptıkları gibi, âlem-i İslâm’ın kaderini düşünerek evrensel bir kongre akdediyor şuurunda bulunsalar bu kıyamın çok önemli esaslarından birini daha yerine getirmiş olacaklar.”6)
  • Hac ise insanın bütün günahlarından arınıp temizlendiği bir arınma kurnası gibidir. Hususiyle Arafat, insanın bütün günahlarının döküldüğü ulvî ve mukaddes bir mekândır. Dolayısıyla, denilebilir ki, bir açıdan hacca muadil hiçbir şey olamaz. O hâlde namaz, oruç ve hac gibi ibadetlerin dindeki o muallâ yerlerini hiçbir zaman hatırdan çıkarmadan, bu ve benzeri hadis-i şeriflerin mânâ ve maksadını anlamaya çalışmak gerekir.”7)
  • “Bir insan namaz kılmıyorsa bence, hayatının en büyük kayıp kuşağında yaşıyor demektir. Oruç, namaz kılmaktan daha kolay bir ibadettir. Hac da öyle. Hac ruha ibadet neşvesi aşılarken, nefse de seyahat hazzını tattırır.”8)
  • “Cemaat, aynı duygu ve düşünceyi paylaşan fertlerden meydana gelir. İslâm’ın cemaat anlayışında bu çok önemlidir ve üzerinde durulmaya değer. Günde beş vakit namazda birleşme, bütünleşme bunun göstergesi olduğu gibi, senede bir kere dünya çapındaki cemaatleşmeyi sembolize eden hac da bunun zirve noktada bir göstergesidir.”9)
  • Hacca gitmek isteyenlerle evlenmek isteyenlere diploma vermeden hacca göndermemeli ve evlendirmemeli. Haccın tamamiyeti, şuurlu ve eğitimli olmakla, evlenip ana-baba olmak da ancak konuyla alâkalı talim ve terbiye ile arızasız gerçekleşebilir.”10)
  • “… hacc-ı şerif, bilasâle herkes için bir mertebe-i külliyede bir ubûdiyettir. Nasıl ki bir nefer, bayram gibi bir yevm-i mahsusta ferîk dairesinde bir ferîk gibi, padişahın bayramına gider ve lütfuna mazhar olur. Öyle de; bir hacı, ne kadar âmî de olsa, kat’-ı merâtib etmiş bir veli gibi umum aktâr-ı arzın Rabb-i Azîm’i unvanıyla Rabbine müteveccihtir. Bir ubûdiyet-i külliye ile müşerreftir. Elbette hac miftahıyla açılan merâtib-i külliyye-i rubûbiyet ve dürbünüyle nazarına görünen âfâk-ı azamet-i ulûhiyet ve şeâiriyle kalbine ve hayâline gittikçe genişlenen devâir-i ubûdiyet ve merâtib-i kibriyâ ve ufk-u tecelliyâtın verdiği hararet, hayret ve dehşet ve heybet-i rubûbiyet; ‘Allahu ekber, Allahu ekber’ ile teskin edilebilir ve onunla, o merâtib-i münkeşife-i meşhûde veya mutasavvire ilân edilebilir. Hacdan sonra şu mânâ-yı ulvî ve küllî, muhtelif derecelerde bayram namazında, yağmur namazında, husûf-küsûf namazında, cemaatle kılınan namazda bulunur. İşte şeâir-i İslâmiye’nin, velev sünnet kabilinden dahi olsa ehemmiyeti şu sırdandır.”11)

Ayrıca Bakınız

İlave Okuma

  • M. Fethullah Gülen, “Hac

Dipnotlar

1)
M. Fethullah Gülen, Yeşeren Düşünceler (Çağ ve Nesil-6), İstanbul: Nil Yayınları, 2011, s. 71–72.
2)
A.g.e. s. 83.
3)
M. Fethullah Gülen, Günler Baharı Soluklarken (Çağ ve Nesil-5), İstanbul: Nil Yayınları, 2011, s. 64.
4)
M. Fethullah Gülen, Bir İ’câz Hecelemesi, İstanbul: Nil Yayınları, 2014, s. 128.
5)
M. Fethullah Gülen, Prizma-3, İstanbul: Nil Yayınları, 2008, s. 181.
6)
M. Fethullah Gülen, Prizma-4, İstanbul: Nil Yayınları, 2011, s. 186.
7)
M. Fethullah Gülen, Cemre Beklentisi (Kırık Testi-10), İstanbul: Nil Yayınları, 2011, s. 251.
8)
M. Fethullah Gülen, Fasıldan Fasıla-1, İstanbul: Nil Yayınları, 2008, s. 192.
9)
M. Fethullah Gülen, Fasıldan Fasıla-2, İstanbul: Nil Yayınları, 2008, s. 258.
10)
M. Fethullah Gülen, Fikir Atlası (Fasıldan Fasıla-5), İstanbul: Nil Yayınları, 2011, s. 156.
11)
Bediüzzaman Said Nursî, Sözler, İstanbul: Şahdamar Yayınları, 2010, s. 213–214.
hac.txt · Son değiştirilme: 2024/05/27 13:32 Değiştiren: Editör