Kullanıcı Aletleri

Site Aletleri


kiyamet

Kıyamet

  • “Verâset-i Ahmediye (aleyhissalâtü vesselâm) ile Kadîr ve Muhyî gibi isimlerin mertebe-i uzmasına yetişmeyen, haşr-i âzam’ı ve kıyâamet-i kübrâyı taklidî olarak kabul eder, ‘Aklî bir mesele değildir’ der. Çünkü; hakikat-i Haşir ve Kıyâmet, ism-i âzam’ın ve bazı esmânın derece-i âzamının mazharıdır. Kimin nazarı oraya çıkmazsa taklide mecburdur. Kimin fikri oraya girse, Haşir ve Kıyamet’i, gece-gündüz, kış ve bahar derecesinde kolay görür, itmi’nânkalb ile kabul eder.
  • İşte şu sırdandır ki: Haşir ve Kıyamet’i en âzam mertebede, en ekmel tafsîlâtla Kur’ân zikrediyor. Ve ism-i âzam’ın mazharı olan Peygamberimiz (aleyhissalâtü vesselâm) ders veriyor.”1)
  • “Madem insan, mâhiyetinin câmiiyeti itibârıyla sıtmadan müteellim olduğu gibi, arzın zelzele ve ihtizâzâtından ve kâinatın Kıyamet hengâmında zelzele-i kübrâsından müteellim oluyor.”2)
  • “Ey gafil Said! Bil ki: Galat-ı his nev’inden gayet muvakkat dünyayı lâyemut ve dâimî görüyorsun. Etrafına ve dünyaya baktığın zaman bir derece sâbit ve müstemir gördüğünden, fânî nefsini de o nazar ile sâbit telâkki ettiğinden, yalnız Kıyamet’in kopacağından dehşet alıyorsun. Güyâ Kıyamet’in kopmasına kadar yaşayacaksın gibi, yalnız ondan korkuyorsun.”3)
  • “Eğer kâinattan risâlet-i Muhammediye’nin (aleyhissalâtü vesselâm) nuru çıksa, gitse; kâinat vefat edecek. Eğer Kur’ân gitse, kâinat dîvâne olacak ve küre-i arz kafasını, aklını kaybedecek, belki şuursuz kalmış olan başını bir seyyareye çarpacak, bir Kıyameti koparacak.”4)
  • “… Îsevîliğin din-i hakikîsi zuhur ile ve İslâmiyet’e inkılâb etmesiyle, çendan âlemde ekseriyet-i mutlakaya nurunu neşreder. Fakat yine kıyamet kopmasına yakın, tekrar bir dinsizlik cereyanı başgösterir, galebe eder ve ‘El-hükmü li’l-ekser’ kaidesince, yeryüzünde ‘Allah, Allah’ diyecek kalmayacak. Yani ehemmiyetli bir cemaat, küre-i arzda mühim bir mevkiye sahip olacak bir surette ‘Allah, Allah’ denilmeyecek demektir. Yoksa ekalliyette kalan veyahut mağlup düşen ehl-i hak, kıyamete kadar bâki kalacak. Yalnız, kıyametin kopacağı anında, kıyametin dehşetlerini görmemek için, bir eser-i rahmet olarak, ehl-i imanın ruhları daha evvel kabzedilecek, kıyâmet kâfirlerin başına kopacaktır.”5)
  • “… eğer ecel vakti muayyen olsaydı; yarı ömür, gaflet-i mutlaka içinde ve yarıdan sonra, darağacına asılmak için her gün bir ayak daha onun tarafına atılmakla dehşet-i mutlaka içinde havf ve recânın muvâzene-i maslahatkârâne ve hakîmânesi bozulduğu gibi; aynen öyle de dünyanın eceli ve sekeratı olan kıyamet vakti muayyen olsaydı; kurûn-u ûlâ ve vustâ, fikr-i âhiretten pek az müteessir olacaktı. Ve kurûn-u uhrâ, dehşet-i mutlaka içinde bulunup ne hayat-ı dünyeviyenin lezzeti ve kıymeti kalır ve ne de havf ve recâ içinde ihtiyâr ile itaatkârâne olan ubûdiyetin ehemmiyeti ve hikmeti bulunurdu.”6)
  • “İnkılâplar neticesinde, her iki taraf arasında geniş geniş dereler husûle geliyor. O dereler üstünde her iki âlemle münasebettar köprüler lâzımdır ki her iki âlem arasında gidiş geliş olsun. Lâkin o köprülerin inkılâbat cinslerine göre şekilleri, mahiyetleri mütebâyin; isimleri mütenevvi olur. Mesela uyku âlemi, yakaza ile âlem-i misal arasında bir köprüdür. Berzah, dünya ile âhiret arasında ayrı bir köprüdür. Ve misal, âlem-i cismanî ile âlem-i ruhâni arasında bir köprüdür. Bahar, kış ile yaz arasında ayrı bir nevi köprüdür. Kıyamette ise, inkılâp bir değildir. Pek çok ve büyük inkılâplar olacağından, köprüsü de pek garip, acîb olması lâzım gelir.”7)
  • Dünyanın kapısı ‘Bismillâh’la açılmıştır. Kâinat ‘Bismillâh’la kurulmuştur. Her hâdise ‘Bismillâh’la meydana gelir. Ve kıyamet ‘Bismillâh’la kopacak, haşr ü neşr, Cennet-Cehennem ‘Bismillâh’la teessüs edecek, mü’minler ‘Bismillâh’ dediklerinde Cennet’in kapısı açılacak ve orada mü’minler, بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ’de anlatılan Allah’ı, Rahmân ve Rahîm olan Zât’ı göreceklerdir. Âlem ‘Bismillâh’la başladığı gibi ‘Bismillâh’la bitecektir.”8)
  • “Zulümât, zulmet kelimesinin çoğuludur. Zulüm ve zulümât aynı kökten gelir. Bir hadiste de bu ikisi beraber şöyle kullanılır: ‘Zulüm, kıyamet günü zulümâttır (iç içe karanlıklar şeklinde zalimin karşısına çıkar).’”9)
  • Kıyametin yakın olduğunu hemen herkes biliyor. Ama, her gün onun bir parçasının koptuğunu, bilmem idrak eden kaç insan var?”10)
  • “… esmâ-i ilâhiye ve sıfât-ı sübhâniyenin merkez noktası O, peygamberlik semasının kutup yıldızı da O’dur. İlk zuhur ve icmâl-i hakikat O’na bağlı gelişmiş, son mücessem ilâhî inayet O’nunla ifade edilmiş ve kıyamet günü her kapıyı açacak şefaat anahtarı da O’na teslim edilmiştir/edilecektir.”11)

Ayrıca Bakınız

Dipnotlar

1)
Bediüzzaman Said Nursî, Sözler, İstanbul: Şahdamar Yayınları, 2010, s. 361–362.
2)
Bediüzzaman Said Nursî, Lem’alar, İstanbul: Şahdamar Yayınları, 2010, s. 6.
3)
A.g.e. s. 142.
4)
A.g.e. s. 417.
5)
Bediüzzaman Said Nursî, Mektubat, İstanbul: Şahdamar Yayınları, 2010, s. 60.
6)
Bediüzzaman Said Nursî, Şuâlar, İstanbul: Şahdamar Yayınları, 2010, s. 565–566.
7)
Bediüzzaman Said Nursî, Mesnevî-i Nûriye, İstanbul: Şahdamar Yayınları, 2007, s. 209.
8)
M. Fethullah Gülen, Fatiha Üzerine Mülâhazalar, İstanbul: Nil Yayınları, 2010, s. 86.
9)
Buhârî, mezâlim 9; Müslim, birr 57; M. Fethullah Gülen, Bir İ’câz Hecelemesi, İstanbul: Nil Yayınları, 2014, s. 318.
10)
M. Fethullah Gülen, Ölçü veya Yoldaki Işıklar, İstanbul: Nil Yayınları, 2011, s. 142.
11)
M. Fethullah Gülen, Kendi Dünyamıza Doğru (Ruhumuzun Heykelini Dikerken-2), İstanbul: Nil Yayınları, 2011, s. 167.
kiyamet.txt · Son değiştirilme: 2024/06/02 13:50 Değiştiren: Editör