Kullanıcı Aletleri

Site Aletleri


itikat

İtikat

  • “Kalben tasdik ederek inanma.”1)
  • Hak ve batıl, itikat olunan şeyler (mu’tekadat) hakkında kullanılır.”2)
  • İlim, vâkıa uygun olan kesin itikattır.”3)
  • Âhireti tasdik eden, fakat sefâhet ve dalâlette gidenlere bir haps-i ebedî ve bütün dostlarından bir tecrit içinde bir haps-i münferid, yalnız başına bir hapis kapısıdır. Öyle gördüğü ve itikat ettiği ve inandığı gibi hareket etmediği için öyle muamele görecek.”4)
  • “Dimağda merâtib var; birbiriyle mültebis, ahkâmları muhtelif. Evvel tahayyül olur, sonra tasavvur gelir.
  • Sonra gelir taakkul, sonra tasdik ediyor, sonra iz’an oluyor, sonra gelir iltizam, sonra itikat gelir.
  • İtikadın başkadır, iltizamın başkadır. Her birinden çıkar bir hâlet: Salâbet itikattan,
  • Taassub iltizamdan, imtisâl iz’andan, tasdikten iltizam, taakkulde bîtaraf, bîbehre tasavvurda.
  • Tahayyülde safsata hâsıl olur, mezcine eğer olmaz muktedir. Bâtıl şeyleri güzel tasvir etmek, her demde sâfi olan zihinleri cerhdir, hem idlâli.”5)
  • “Âl-i Beyt’in efrâdı ise, itikat ve îmân hususunda sâirlerden çok ileri olmasa da, yine teslim, iltizam ve tarafgirlikte çok ileridedirler. Çünkü İslâmiyet’e fıtraten, neslen ve cibilliyeten taraftardırlar. Cibillî taraftarlık zayıf ve şansız, hattâ haksız da olsa bırakılmaz. Nerede kaldı ki, gayet kuvvetli, gayet hakikatli, gayet şanlı, bütün silsile-i ecdâdı bağlandığı ve şeref kazandığı ve canlarını fedâ ettikleri bir hakikate taraftarlık, ne kadar esaslı ve fıtrî olduğunu bilbedâhe hisseden bir zât, hiç taraftarlığı bırakır mı? Ehl-i Beyt, işte bu şiddet-i iltizam ve fıtrî İslâmiyet cihetiyle Din-i İslâm lehinde ednâ bir emâreyi, kuvvetli bir bürhân gibi kabul eder. Çünkü fıtrî taraftardır. Başkası ise, kuvvetli bir bürhân ile sonra iltizam eder.”6)
  • “Kötü hasletler, bâtıl itikatlar, günahlar, bid’alar; mânevî kirlerden olduklarını unutmamalıyız.”7)
  • “… tevhid-i imanî, elbette tevhid-i kulûbu ister. Ve vahdet-i itikat dahi, vahdet-i içtimaiyeyi iktiza eder.”8)
  • Hakâik-i İslâmiye’ye zıddiyet gösterip mübâreze eden küfrün mahiyeti; bir inkârdır, bir cehildir, bir nefiydir. Sureten isbat ve vücudî görülse de manası ademdir, nefiydir. İman ise ilimdir, vücudîdir, isbattır, hükümdür. Her bir menfî meselesi dahi, bir müsbet hakikatin unvanı ve perdesidir. Eğer imana karşı mübâreze eden ehl-i küfür, gayet müşkülât ile menfî itikatlarını kabul-ü adem ve tasdik-i adem suretinde isbat ve kabul etmeye çalışsalar; o küfür, bir cihette yanlış bir ilim ve hata bir hüküm sayılabilir. Yoksa, irtikâbı çok kolay olan yalnız adem-i kabul ve inkâr ve adem-i tasdik ise cehl-i mutlaktır, hükümsüzlüktür.
  • Elhâsıl, itikad-ı küfriye iki kısımdır:
  • Birisi: Hakâik-i İslâmiye’ye bakmıyor. Kendine mahsus yanlış bir tasdik ve bâtıl bir itikat ve hata bir kabuldür ve zâlim bir hükümdür. Bu kısım bahsimizden hariçtir. O bize karışmaz, biz de ona karışmayız.
  • İkincisi: Hakâik-i imaniyeye karşı çıkar, muâraza eder. Bu dahi iki kısımdır:
  • Birisi: Adem-i kabuldür. Yalnız isbatı tasdik etmemektir. Bu ise bir cehildir, bir hükümsüzlüktür ve kolaydır. Bu da bahsimizden hariçtir.
  • İkincisi: Kabul-ü ademdir. Kalben, ademini tasdik etmektir. Bu kısım ise bir hükümdür, bir itikattır, bir iltizamdır. Hem iltizamı için nefyini isbat etmeye mecburdur.”9)
  • “İ’lem Eyyühe’l-Aziz! Dualar, tevhid ve ibadetin esrarına numûnedir. Tevhid ve ibadette lâzım olduğu gibi, dua eden kimse de kalbinde dolaşan arzu ve isteklerini ‘Cenâb-ı Hak işitir.’ deyip Kâdir olduğuna itikat etmelidir. Bu itikat, Allah’ın her şeyi bilir ve her şeye kâdir olduğunu istilzam eder.”10)
  • “Ehl-i şuhûd dediğimizden maksat, evliyaullahtır. Zira velâyet sahibi, avâmın itikat ettiği şeyleri gözle müşahede ediyor.”11)
  • “Muhakkikîn-i sofiye, Vâcibü’l-vücûd’a o kadar hasr-ı nazar etmiş ve müstağrak olmuş ve ehemmiyet vermişler ki O’nun hesabına kâinatın vücudunu inkâr etmişler. Hükemâ ve zayıfü’l-itikat olanlar, maddeye o kadar hasr-ı nazar etmişler ve müstağrak olmuşlar ki fehm-i ulûhiyetten uzaklaştılar. Ve o derece maddeye kıymet verdiler ki her şeyi maddede görmek hatta ulûhiyeti onda mezcetmek, hatta kâinat hesabına ulûhiyetten istiğna etmek derecede tarîk-i müteassifeye girmişlerdir.”12)
  • “… vehim itikat tarikiyle olmazsa da, vesvese cihetiyle bazen müminlere musallat oluyor.”13)
  • “Acaba kâinatın ehemmiyetli netice-i hilkati ve zeminin halifesi ve zihayatların istidatça en cemiyetli ve yükseği olan nev-i beşerin en müstakîmleri, en sâdık ve musaddak mürşidleri ve kemâlâtta reisleri olan mezkûr o dört tâifenin icmâ ve ittifakla iman edip haber verdikleri ve kâinatı bütün mevcudatıyla delil gösterip hakkalyakîn, aynelyakîn, ilmelyakîn itikat ettikleri ve sarsılmaz kanaat getirdikleri bir hakikati tanımayan ve inkâr eden, hadsiz bir cinâyet ve nihayetsiz bir azaba müstehak olmaz mı?”14)
  • “… münafık itikatsızdır, kalbsizdir ve vicdansızdır, Peygamber (aleyhissalâtü vesselâm) aleyhindedir.”15)
  • “Şuhûdun sürûrudur ki; ilimden mârifete yükselen sâlikin, ibadet ü taatı, kalbî muamelesi, ruhî irtibatı sayesinde bedenî hayatını, ihtiyar ve iradesini, ilâhî meşîet bahr-i muhiti içinde bütün bütün mütelâşî ve yok sayarak, Rabb’in irade ve ihtiyarıyla yeni bir varlığa ermesi ufkunda tecellî eden bir sürûrdur ve insanın uhrevî buudunun öne çıkması, itikat dairesinin sebepler âlemine galebe çalması ve hâdiselerin öteler dalga boyu hususiyetleriyle duyulup hissedilmesinden ibaret sayılmıştır. Siz isterseniz buna ‘fenâ fillâh’ da diyebilirsiniz…”16)
  • “Vifak ve ittifakın temini için insanlardan iradelerinin hakkını vermeleri istenmektedir. Şüphesiz, ‘hissî kardeşlik’ de önemli bir esastır; ancak yeterli değildir. Uhuvvet ve ittifak mevzuu hissîlikten daha çok aklî, mantıkî ve iradîdir; gerçekleşmesi için de karar, azim ve gayret gereklidir. Mü’minlerin anlaşıp birleşmelerinde ve birbirlerini sevmelerinde esas olan, hissîlikten öte, duygu, düşünce, inanç ve itikat birliğinin, içtimaî mutabakatı iktiza etmesine bağlı mantıkî kardeşliktir.”17)

Ayrıca Bakınız

Dipnotlar

2)
Ali ibn Muhammed es-Seyyid eş-Şerif Cürcani, Tarifat: Arapça-Türkçe Terimler Sözlüğü, tercüme ve şerh: Arif Erkan, İstanbul: Bahar Yayınları, 1997, s. 141.
3)
A.g.e. s. 156.
4)
Bediüzzaman Said Nursî, Sözler, İstanbul: Şahdamar Yayınları, 2010, s. 151.
5)
A.g.e. s. 769.
6)
Bediüzzaman Said Nursî, Lem’alar, İstanbul: Şahdamar Yayınları, 2010, s. 27.
7)
A.g.e. s. 383.
8)
Bediüzzaman Said Nursî, Mektubat, İstanbul: Şahdamar Yayınları, 2010, s. 298.
9)
Bediüzzaman Said Nursî, Şuâlar, İstanbul: Şahdamar Yayınları, 2010, s. 92.
10)
Bediüzzaman Said Nursî, Mesnevî-i Nûriye, İstanbul: Şahdamar Yayınları, 2007, s. 76.
11)
A.g.e. s. 207.
12)
A.g.e. s. 238.
13)
Bediüzzaman Said Nursî, Muhâkemât, İstanbul: Şahdamar Yayınları, 2010, s. 94.
14)
A.g.e. s. 605.
15)
Bediüzzaman Said Nursî, Emirdağ Lâhikası, İstanbul: Şahdamar Yayınları, 2010, s. 72–73.
16)
M. Fethullah Gülen, Kalbin Zümrüt Tepeleri, İstanbul: Nil Yayınları, 2008, s. 300.
17)
M. Fethullah Gülen, Kalb İbresi, (Kırık Testi-9), İstanbul: Nil Yayınları, 2011, s. 87–88.
itikat.txt · Son değiştirilme: 2024/05/05 13:25 Değiştiren: Editör